15°C
ANKARA HAVA DURUMU15°C Parçalı Bulutlu
BİZE ULAŞIN 0532 413 79 86

Gökçam Tarihi

- +


GÖKÇAM TARİHİ

 


Köyümüzün tarihi ile ilgili bilgiler yazılı kaynaklardan ziyade nesilden nesile söylenerek gelen şifahi kaynaklara dayanmaktadır.


Ama bilinen bir tarih vardır. Bu yazılıdır: “1242” bu tarih hicri tarihtir elbette. Bu tarih nereden çıktı? Bu tarih Molla Mehmet oğlu Hüseyin Hocanın babasının bir köşesinden çıktı. Yazıyı tespit eden Hüseyin Hoca’nın kendisidir. Bugünkü Miladi Takvime çevirdiğimiz zaman 1826 olur ki bu mantığa uyun bir tarihtir. Çünkü en genç yaşayan neslimiz yedinci nesildir. Tarihçilerin kabul ettiği ortalama her 25 seneye bir nesil koyarsak hesabı o tarihlere kadar ancak götürürüz. Mesela ben altıncı nesilim.


Bu toprağa kazma vurduğumuz tarihi tespit ettikten sonra akla diğer sorular geliyor. Nereden geldik ve neden buralara geldik. Hem nereden hem neden hem de niçin bu toprağa geldiğimiz atalarımızdan bize anlatılarak gelen sözlü kaynaklardan mevcuttur. Sivas’ın Karaöz Köyünden geldiğimiz bilinmektedir.


Ama neden bu insanlar kurulu düzenlerini bozarak sonu bilinmeyen bir göç macerasını göze aldılar? Şunu çok kez duymuşsunuzdur: harmanda yabanlarını ekin çicine sokarak gelmişler diye. Bir insanın malından geçmesi, hele hele bütün sene çalışıp da tam ürününü evine koyacağı zaman her şeyinden vazgeçip bilinmeyen yere doğru yola düşmesi hiç de kolay anlaşılacak bir olay değildir. Bir insanın malından daha kıymetli olsa olsa canı olabilir. Demek ki ortada ciddi bir korku vardır. Bu korku can korkusudur.


Hüseyin hoca; bu korkunun eşkıya korkusu olduğunu yazar. Karaöz’ün yanı başında Kızılırmak üzerinde bir köprü varır. O zamanlar bu köprü önemli bir geçittir. Irmağın doğu ve batı yakasını birbirine bağlar.


Rivayete göre, atalarımızın bir kaçı yada epeyce bir kısmı bu köprüden geçenlerden haraç almak yada başka bir ifadeyle yol kesip soygun yapmak isterler. Soygun o zamanlar sık sık görülen olaylardır. Merkezi devlet gücünü ve ağırlığını çoktan yitirmiştir. Eşkıyalık bir geçim kaynağı ve itibarlı bir iştir. Karaöz de muhakkak ki eşkıyalardan nasibini alan bir köydür. Artık nasıl olduysa, onlara mı özenirler nedir böyle bir soygun işine bizimkiler de kalkışırlar. Tabi bu bir rivayettir. Bunu açıklığa kavuşturan bir belge yoktur.


Doğal olarak zamanın Sivas Valisi’ne olay ihbar edilir. Vali yol kesip, haraç olayına karışanları herhalde cezalandıracaktır. Bu tip olaylarda ceza son derece ağırdır. Ya kelleni alırlar ya da en kötü ücra yerlere sürgün vardır.


Sivas valisi yada o günkü tabirle Sivas beylerbeyi olaya karışanları cezalandırmak için güç göndererek bu insanları Sivas’a getirtip cezalandıracaktır. Rivayete göre bu gelecek güvenlik kuvvetlerinin içlerinden birisi alevi yada bu insanlara yakınlık duyan birisi olsa gerek Karaöze haber göndererek durumu bildirir. Böyle bir haberi duyar duymaz can korkusuyla düşerler yola. Elbette bu insanların hepsi de bu işin içinde olamaz ama demek ki bir kısmı bulaşmış olsa gerek. Yada rivayet edilen haraç işine karışanlar bu insanların güvendikleri önderleridir. İşte bu noktada ortaya atılan bir isim var. Esas adı veli olan Fahı (Fakı). Göğçama gelenleri peşine takıp getiren kişi.


Burada bir parantez açarak şunu da belirtelim. Bu günler hiç de huzur ve güven verici değildir. II. Mahmut’un yeniçeri ocağını ortadan kaldırdığı, yeniçeri ocağının Bektaşiliğe olan bağlarından dolayı birçok Bektaşi tekkesinin talan edildiği, bu tekkelerin postnişinlerinin ya öldürdüğü veya mahkum edildiği, Alevilerin zaten olmayan huzurunun tamamen yok edildiği bir zamandır. Korku da bunun da etkisini olabileceği mümkündür.


Burada Hüseyin Hoca’nın yazılı notuna bir göz atalım. Bu adamlar üçe, hatta dörde bölünerek, bir kısmı Çorum’un Goltak Köyüne yerleşmişlerdir. Orada mal mülk edinmişler. Fakat daha sonra Karaöz’e geri gitmişlerdir. Diğer bir kısmı, Kuzsaray’a yerleşmişler. Ha bu yıl ha gelecek yıl geri gidelim diye diye gitmemişlerdir.


Bir kısmı, Körücek Köyü’ne yerleşmişlerdir. Bir kısmı da, Boğazköy de ki Aslan Emin Beyin himayesine sığınarak yurt istemişlerdir.


Hocanın notundan anlaşılacağı gibi en azından peşlerine takıldıkları dört liderleri veya kendilerini güvende hissettikleri dört önderleri var. Burada akla şu soru gelebilir. Acaba bu adamlar niçin hepsi birlikte aynı yere gelmediler. İşte bu soruya cevap vermek biraz zor. Fakat akla şu ihtimaller gelebilir. Ya farklı zamanda Karaöz’den ayrıldılar ya birbirlerini bu büyük kaçışta kaybettiler yada kimlere sığınacakları konusunda aralarında ihtilafa düştüler.


Şu biliniyor ki, her ne kadar Goltak Köyü neredeydi bilemiyoruz ama Kuzsaray, Körücek ve Hüseyin hocanın notunda adı geçen Karacaören birbirlerine yakın yerdeler. Esasında iki ana kola ayrılmışlar diyebiliriz.


Atalarımızın nereden ve neden buraya geldiklerini tespit ettikten sonra, şimdi niçin burayı seçtiklerine cevap arayalım. Eskiden bir beyin bölgesinden diğer bir beyin bölgesine geçerek himayesine sığınanlar genelde takibata uğramazmış. Ama bizim dedelerimiz Boğazköy’deki beyleri neden seçtiler? Böyle bir soru akla gelebilir. Bu bir tesadüf müdür yoksa bildikleri bir şey mi vardır. Karaöz’den daha doğuya doğru baktığımız zaman bizlere büyüklerimiz tarafından zaman zaman söylenen daha önceki yurtları kabul edilen bir başka yerleşim yeri vardır. Burası Malatya toprağındaki Hekimhan’dır.


Anadolu Selçuklu Devleti’nin dağılmasından sonra kurulan Malatya ve Maraş havalesinin egemeni Dulkadiroğulları egemenliği vardır. Osmanlıların güçlenip de Anadolu Beyliklerini topraklarına kattıktan sonra da bu beylikler tamamen ortadan silinmiş değillerdir. Osmanlı yönetimi yine bunlara belirli imtiyazlar vermiştir. Hal böyle olunca Dulkadiroğullarının sınırlı da olsa imtiyazlı yaşamları devam eder. Dolayısıyla bizim atalarımız bu insanları bilirler. Belki bir noktada onların himayesindedirler. Boğazköy’deki aslan beylerle ne ilgisi var diyeceksiniz? İlgisi var, çünkü Aslan Bey Dulkadiroğulları soyundandır. Demek ki bu beylerin Boğazköy’deki varlığından haberleri vardır.


Bu görüşün ne kadar doğru veya yanlış olabileceğini kanıtlayacak bir belge yoktur ama akla yatkın gibi geliyor. Yada tamamen tesadüftür. Artık öyle veya böyle bu insanlar bölgenin imtiyazlı hakimi olan Aslan Beye sığınarak yurt istiyorlar. Bey, önce bugünkü Yekbaş’ın (şimdiki adı Enver) altını göstererek gidin küçük Yekbaş’a konun diyor. Bizimkiler burasını pek beğenmiyor. Beyim; burası yol üstü. (Eski Yozgat yolu) biz yoldan kaçıyoruz. Bizi yoldan uzak bir yere ver diyorlar. O zaman gidin şu görünen Gôğçamların altına konun diyor. Bu dediği yer, bugünkü çamlık dediğimiz yerdir. O zaman burada beyin sürüleri yayılıyormuş. Bizimkiler oradan kalkıp çamların altına gelirler. O eski batan köy bağlarının alt başına, büyük pınar dedikleri çeşmenin yanına konuyorlar. Burası iyi yaylaymış diye de sevinirler. Bizimkiler buraya konunca daha yukarıda, bugün sulak dediğimiz yerde Kaymaz Köyü vardır. Bizim dedelerin buraya konuşu bunların rahatını ve huzurunu kaçırıyor. Hoşlarına gitmiyor. Muhacir geldi diye oradan kalkıp bugünkü yerlerine göçüyorlar. Bizimkiler her ne kadar büyük pınarın yanına konmuşlarsa da evlerini daha aşağıya düz bir yer olan eski yukarı köyü yapıyorlar. O zamanlar köyün içinden geçen bugünkü dere yoktur.


Bu ilk gelen insanlar yedi haneymiş. O devirlerin aile yapısı üç, dört nesli aynı çatı altında tutan daha geniş bir yapıdır. Bu insanlar daha sonra ayrılarak hane sayısı çoğalıyor. Ayrıca sonraları diğer yerlerden yeni gelenlerle artıyorlar. Bu son söylediğim konuyu açmadan önce daha gerilere giderek bu insanların evveliyatına kısaca bir göz atalım.


Yukarı Hekimhan’ı diye bir yerden söz ettik. Niçin Hekimhan’ı? Bizim atalarımızın Karaöz’e gelmeden önce yaşadıkları yer Hekimhan’ı taraflarından Sivas vilayetine bağlı Gemerek kazasının Karaöz’üne yerleşmişlerdir.


1991 yılının ağustos ayında ben bu konuları sorup soruştururken Kamil Kağan torunu Hasan bana ilginç birtakım şeyler söyledi. Ankara’da daha önceki senelerde Sivas-Malatya havalisinde tapuculuk yaparken, bir arkadaşının vasıtasıyla bizim atalarımızın geldiği bölge kabul edilen Hekimhan’ı köylüleri ile tesadüfen bir bağlantı kurar. Gittiği köyün hangisi olduğu hatırımda kalmadı ama bu sözü edilen köye gider. Köyü ileri gelen Mollası kabul edilen zatla görüşür. Hasan derki: “Adam birbirine eklenmiş, açtığında odanın ortasını kaplayan bir kağıt çıkardı. Yazı eski harflerle yazılı. Bu kağıt bizim ecdat ile ilgili bilgilerle doluymuş. Nesilden nesile sürekli yaşayanlar yazılmış. Obadan göç edenlerin soyu orada noktalanmış. Karaöz’e göç edenler olduğunu biliyorlar” der.


Aşiretin adı Beydili aşiretidir. Beydili bir Türkmen aşiretidir. Ardahan’ın Çilçayır Yaylası’nda yaşarlarken kuraklık nedeniyle orayı terk etmişler. Çünkü bu insanların geçim kaynağı hayvancılıktır. Muş’a gelirler. Burada yerli halk ile geçinemezler. Alevi-Sünni davası olur. Buradan kalkıp Maraş’a gelirler. Pazarcık toprağında karar kılarlar. Her nedense buradan da göçerler. Ama bir kısmı burada kalır. Göçenler Malatya’nın Hekimhan’ı toprağında birkaç köy halinde yerleşirler. Bu köyler,

Ardahan köyü (yeni adı Beykent), Çulhalı ve Basak köyleridir.


Karaöz’lü Ahmet Özerdem’de kitabında geçen Ardahan ve Basak köylerinin yanı sıra, Kelle Milleti olarak bilinen Saçılık’ların Güvenç Deresi’nden gelmişiz dedikleri rivayeti doğrulayarak ayrıca bu adı geçen köylerin dışında birde Güneç köyü ortaya çıkıyor. Bu da Ahmet Özerdem hocanın tespit ettiği diğer bir köydür.

Ahmet SAPAZ